zürriyeti
Şeyh Hâmid seyyid'tir, soyu Şehidi kerbelâ Hz.Hüseyn (aleyhisselam'a) dayanmaktadır. Bunu isbatlayan çok kesin ve kuvvetli belgelerimiz vardır.
Nesebi şöyledir:
Seyyid Şeyh Hâmid
(tercemesi ileride genişçe anlatılacaktır)
Abdullah
Siirt’te doğdu. Babasından ve Siirt vilayetindeki alimlerden ilim tahsil etti. Seyyid Şeyh Hâmid’in en büyük oğlu Seyyid Şeyh İbrahim “Zahiratü’l-Vehbiyye” adlı kitabının (82-83)cü sahifelerinde ceddi için şunları yazmaktadır: “Seyyid Şeyh Abdullah, çok hâyâlı ve merhametli bir kimse idi. Devamlı ağlardı. Çok güzel bir ahlâka sahipti. Hilim ve tevazu sahibi olup, daima affedici ve rıfk sahibi idi. Yoldan geçerken gördüğü çocuklarla ilgilenir, onlara selam verirdi. Bilhassa yetimleri sevindirir, başlarına elini sürer, onlara bir şeyler verirdi. Her gecesi kaim gündüzü saim idi. (Yani her gece namaz kılar ve her gün oruç tutardı.) Gençliğinden beri Siirt vilayetinin Ulu Camii İmam-Hatibi ve vaizi idi. Bu vazifesi vefatına kadar devam etmiştir. Yedi defa haccetti. Yedinci haccını îfâ ettikten sonra Yanbu şehrinde vefat etti.” Resuli Ekrem (sas)i rüyada görmesi, yedinci Haccı’na gidiş sebebi olarak zikretmektedir.
İlk tahsilini anlatırken de diyor ki: “Büluğ çağına vardıktan sonra babası Seyyid Mirza, onu meşhur alim İbrahim Hakkı Efendi Hz.lerine (Tillo’ya) götürmüştür. Uzun seneler ondan ders almış ve ilimle beraber ondan manevi feyz de almıştır. İbrahim Hakkı Hz.leri ilim icazeti yanında ona tarikat dersi de vererek hırka giydirmiştir. Şeyhi hayatta oluncaya kadar ondan ayrılmamıştır. Şeyhinin vefatından sonra 1215h.-1800m. yılında Bağdat’a gitmiştir. Bağdat’ta Seyyid Feyzullah el-Kâdiri’nin oğlu Bağdat Nakibü’l-Eşrafı Seyyid Abdurrahman el-Kadirî’den feyz almış, onun sohbetine devam ederek ondan Kâdirî tarikatında halifelik icazetini almıştır. Bağdat ve Musul’da tam bir sene kalmış, 1216h.-1801m. yılında Siirt’e dönmüştür. Bu feyizli ziyaretten sonra Babaannemiz pederim Seyyid Şeyh Hâmid’e hamile kalmış ve 1217h.-1802m. yılında da dünyaya gelmiştir.”
Seyyid Şeyh Abdullah, duası
Mirza
Alim ve Kâdirî şeyhi idi.
Muhammed
Alim ve faziletli bir zat olup, aynı zamanda Kâdirî şeyhi idi. Tecvid ilminde kitap yazmıştır.
Ahmed
Faziletli bir alim olup, 121 sene yaşayan bu zatın hafızasında hiç bir zayıflama olmamıştır.
İbrahim
Asrının en büyük alimi olup, amel, vera ve takvâ bakımından, zamanının en faziletlilerinden idi. “El-Hatib” diye meşhurdur.(4)
Musa
Kâdirî ve Rifâi tarikatında halife olup, zahirî ve batinî ilimlerde yüce bir mevkiye sahipti. Allah’ın rızasını kazanmak için, tâat ve ibadette çok gayretliydi. Hayatta oldukça, erkek evladıyla beraber ilim tahsil etmeyi nezretmişti. Allah nezrini
İbrahim
Tazim edilen yüce bir zat olup, 997h.-1589m. yılında İstanbul’da vefat etmiştir.
Muhammed
Künyesi Ebû İbrahim’dir. Hilim sahibi, faziletli bir seyyid olup, harika halleri ve kuvvetli nefesi vardı.
Ahmed
Kâmil ve faziletli bir zat olup, apaçık marifet ve hakikatlerin sahibi idi.
Cebrâil
Yüce bir Seyyid olup, iftihar edilecek yüksek bir mertebeye sahipti.
Ali
Yüce Seyyid, yüksek işaretlerin ve büyük himmetlerin sahibi idi.
Muhammed
Kemâlü’d-Dîn lakabıyla tanınıp, Sultâniye şehrinin hâkimi ve emiri idi.
Yûsuf
İlmi ile âmil bir zat olup, Nakibü’l-Eşrâf ve Kâdı idi.
Muhammed
İlmi ile âmil bir zat olup, “Nakîbün-Nükebâ” “Nakîb’lerin nakâbi” (Bugünkü tabirle ‘Nakiblerin Başkanı’ olmakla beraber, Kâlûn Padişâh zamanında Sultâniye şehrinin hakimi ve emîri idi.
Ubeydullâh
Emîr idi.
Mahmud
Hümâmü’d-Dîn lakabıyla anılan bu zat, yüce bir Seyyid ve kırâat ilminde ileri idi.
Şihabü’d-Din el-Muhtedi
Alim, takvâ sahibi ve hakikatleri bilen bir zat idi.
Muhammed
Bu yüce Seyyid’in künyesi Ebü’l-Hasan’dır.
Ali
Ebu Abdillâh künyesini taşıyan bu yüce Seyyid, Diyarbakır Nakibü’l-Eşrâfı idi. İbn İ’nebe, Umdetü’t-Talib kitabında Hüseyn el-Asğar’ın zürriyetini buraya kadar zikretmekte ve Müslim’in oğlu Ali’ye (yüzünün güzelliğinden dolayı) “çıraoğulları” manasına gelen “Benu Mesabih” dendiğini anlatmaktadır.(5)
Müslim el-Ahvel
Hacc Emîri olup, künyesi Ebu A’la’dır. Ubeydullah oğullarının koçu idi. Zürriyeti sekiz kişiden olmuştur. İbn İ’nebe Müslim el-Ahval’in 389h.-999m. yılında öldürüldüğünü yazmaktadır.
Muhammed Emirü’l-Hacc
Evladı Kufe’de reis, Seyyid ve nakibdirler. Zürriyeti iki kişiden olmuştur: Ebu Abdillah Ahmed ve Hacc Emiri Ebu’l-A’
Muhammed el-Eşter
Künyesi Ebü’l-A’la, lakabı Eşter’dir. Yüce bir Seyyid olan bu zat, Kufe Emîri, Nakibü’l-Eşrâfı ve Hacc Emîri idi. El-Eşter lakabını almasının sebebi yanında çalışan çiftçisinin yüzüne vurduğu darbenin izinden dolayıdır. Bu iz yüzünde güzel göründüğünden, meşhur Şair Ebu Tayyib el-Mütenebbi Divanı’nın ilk kasidesi ile onu methetmektedir. Çok zengin olan Muhammed el-Eşter’in yirmiden fazla evladı vardı. Zürriyeti sadece sekiz kişiden olmuştur. En büyükleri Ebu Ali, el-Emir Muhammed Emirü’l-Hacc’dır.
Ubeydullâh es-Salis
Üçüncü Ubeydullâh, künyesi Ebü’l-A’lâ, lakabı el-Emîrü’l-Aşkar idi. Zürriyyeti üç kişiden olmuştur: Muhammed es-Sabib, Ebü’l-Hasan Ali ve Ebü’l-Hüseyn Muhammed el-Eşter.
Ali el-Alim
Yüksek rütbe ve makamlara sahib, Kufe muhaddisi idi. Zürriyyeti iki kişiden olmuştur: Üçüncü Ubeydullah ve Ebu Cafer Muhammed.
Ubeydullah es-Sani
İkinci Ubeydullah, Künyesi: Ebû Ali’dir. Basiret sahibi bir zat idi. Bu zatın zürriyeti sadece Ebü’l-Hasan künyesiyle maruf Ali’den olmuştur.
Ali es-Sâlih (Salih Ali)
Marifet ve hakikatlerin sahibi olup, zühd’u takvâsından, Salih Ali diye meşhur olmuştur. İbn İ’nebe onun için diyor ki: Irak’ta riyaset onun evladındadır. Künyesi Ebü’l-Hasan’dır. Vera sahibi, Fazilet ehlinden olup, zahid bir Kufeli idi. Kendisine ve zevcesi Abdullah b. Hüseyn’in kızı Ümmü Seleme’ye salih eşler denilirdi. Ubeydullah’ın oğlu Ali duası
Ubeydullâh el-A’rac
Birinci Ubeydullâh, Künyesi: Ebu Ali, Lakabı: Topal manasına gelen (El-A’rac)dır. İbnu Sa’d, Tabakât adlı kitabında (5\327): onun için şunları yazmaktadır: “Hüseyn’in oğlu Zeynü’l-Abidîn’in evlâdından olan Ubeydullâh, âli himmete sahib, fazilet sahibi bir kişiydi. Zamanında çok yüceltilirdi. Annesi: Zübeyr ibnül-Avvâm’ın oğlu, Mus’ab’ın oğlu, Hamza’nın kızı Ümmü Halid’dır. (Ebu Nasr el-Buhari adının Halide olduğunu zikreder) Allâh cümlesinden razı olsun. Kudret ve riyaset sahibi idi. Ebu Müslim el-Hurasânî’yi ziyaret etti. Ebu Müslim, kendisine büyük miktarda maddi ikramda bulundu. Zamanının insanlarınca çok yüceltilirdi”. İktidar ve hüküm Abbâsilere geçince, ilk Abbâsi Halifesi Ebü’l-Abbâs el-Seffâh, İranlıların İslâm’dan önceki başkenti Medâin şehri yakınında bulunan “Bendeşir” köyünü kendisine vermiştir. Bu köy, senelik doksan bin altın gelir getiriyordu. Henüz babası hayatta iken, kendisine aid “Zi eman” köyünde otuzyedi yaşında vefat etmiştir. Medine Şerifleri ve Irak’ta meşhur Sadun ailesi ile bu Ceddimizde birleşiyoruz. Biz Ubeydullah’ın oğlu Ali’nin zürriyetindeniz. Onlar ise Ubeydullah’ın oğlu Cafer el-Hucce’nin zürriyetindendirler.(6)
Hüseyn el-Asğar (Küçük Hüseyin)
Meşhur neseb alimi İbn İ’nebe olarak bilinen Seyyid Cemalüd-Din Ahmed b. Ali el-Haseni Umetüt-Talib adlı eserinin (393) sh.de onun için şunları yazmaktadır: Annesinin adı: Saide’dir. İffet ve fazilet sahibi olup Muhaddis idi. 150h. senesinde elliyedi yaşında iken Medine’de vefat etti. Baki’ mezarlığında defnedildi. Zürriyeti Hicaz, Irak, Şam, Acem diyarı ve Mağrib’de münteşir olup hayli çoktur. Künyesi: Ebu Ubeydillâh El-Medenî’dir. Tirmizi ve Nesai’de rivayeti vardır.
Ali el-Asğar (Küçük Ali)
Zeynü’l-Abidin lakabıyla meşhur olan bu zat, Şehid-i Kerbelâ Hz. Hüseyn’in, Kerbelâ vak’asında öldürülmekten kurtulmuş, hayatta kalan tek erkek evladıdır. Hz. Hüseyn’in nesli sadece bu zattan gelmektedir. Tarih kitaplarında hal tercemesi ve menkıbeleri çok genişçe yazılıdır. Şöhretinden dolayı hayatına dair hiç bir şey yazmaya gerek görmüyorum. Sadece hayatını anlatan kaynakları zikretmekle yetineceğim. 92h.-711m. yılında Medine’de zehirletilerek vefat etmiştir.
Hüseyn (Aleyhisselam) Radiyallahu anhu
Resuli Ekrem (SAS)in torunudur. Babası Hz. Ali, annesi Hz. Fatıma’dır. Hicretin dördüncü yılında Medine’de doğdu. Künyesi Ebu Abdillah, Lakabı eş-Şehîd’dir. 61h. yılında 57 yaşında iken Kerbelâ’da şehîd edildi.
Ali (Aleyhisselam)Radiyallahu anhu ve kerremellahu vechehu:
(Tercemesinin yazılması gerekmez).
Bu neseb, Bağdat Müftüsü “Ruhul-Maâni” tefsirinin müellifi Seyyid Mahmud Alusi tarafından nazmedilmiştir. Ayrıca Seyyid Şeyh Muhammed Tahir el-Mai el-Pervari ve Seyyid Hüseyin Fahri el-Musili tarafından da nazmedilmiştir. Bu manzumeler eş-Şeceretü’d-Dürriyye kitabında mevcuttur.
Bu nesebteki isimler nazmedilmiştir.
NESEBİMİZ